Üstün Zekalı Yeteneklilerde Hak ve Eşitlik Kavramı

Eğitim hakkı, çocuğun yaşama ve gelişme hakkının bir gereğidir. Eğitim hakkına ilişkin ulusal ve uluslararası mevzuatta düzenlemeler yapılmıştır. Düzenlemelerin daha iyi anlaşılabilmesi için öncelikle hak, eşitlik ve insan hakları kavramlarına değinilecektir.

Hak; bir şeyi yapmak ve başkalarından belirli bir şekilde davranmayı veya bir şeyi yapmayı isteme yetkisidir. Hak, mevcut hukuk düzenince kişilere tanınır. Hak kavramı çok geniş bir anlam ifade ettiğinden 1949 tarihli Federal Almanya Cumhuriyeti Anayasası kamusal hak ve özgürlükleri güvenceye aldığı birinci bölümde “Temel Haklar” başlığını kullanmış, bu başlık altında çeşitli özgürlükleri düzenlemiştir. Bu Anayasa’dan ilham alan 1961 ve 1982 Anayasaları’nda da ikinci kısmın kenar başlığı “Temel Haklar ve Ödevler”dir.
Hak ve özgürlük kavramlarıyla birlikte ele alınması gereken ve insanların geneli için vazgeçilmez bir talep niteliğinde olan diğer bir kavram ise eşitliktir. Eşitlikten, mutlak eşitlik değil nispi eşitlik anlaşılmalıdır. Diğer bir deyişle özdeş konumda olanların aynı kurallara tabi olması, eşit hak ve özgürlüklerden yararlanmalarıdır. Anayasa’mızda da ifadesini bulan “sosyal devlet” ilkesi, vatandaşların haklardan yararlanma konusunda eşit bir konuma getirilmesini ve bazı sosyal hakların tanınmasını öngörmektedir.

 İnsan Hakları
İnsan hakları; ülkelerin mevcut kamu özgürlükleri rejimlerinin üstünde, tarihsel gelişim sonucu siyasal meşruluğun en temel ölçütü hâline gelmiş, tüm insanların salt insan olma vasfıyla sahip oldukları vazgeçil(e)mez temel hak ve özgürlüklerdir.


Bu tanımda üç temel unsur göze çarpmaktadır:
• Birincisi; insan hakları, doğal hukukun bir parçası olduğu ve onun etkisiyle geliştikleri için yürürlükteki hukuku aşmış ve ulusüstü bir nitelik kazanmıştır. Devletler bir bakıma iktidarlarını insan hakları ile sınırlamak zorunda kalmıştır. Böylece, insan hakları bir “iç mesele” olmaktan çıkmış, tüm insanlığa mal olmuştur.

• İkincisi; insan haklarının siyasal meşruluğun temel ölçütü olmasıdır. Tarihte siyasi iktidarlar meşruluğunu kimi zaman güce, kimi zaman dine, kimi zaman da millete dayandırılmıştır. Gelinen son aşama gibi görünen “millî egemenlik” ilkesi salt olarak uygulandığında bir çoğunluk diktası yaratma tehlikesi ortaya çıktığından, artık siyasal meşruluğun temeli demokrasi ve insan haklarıdır. Bugün insan haklarını açıkça ihlal eden ülkelerin bile insan haklarına saygılı ya da dayalı olduğunu iddia etmesi bu tezi güçlendirmektedir.


• Üçüncüsü; insan hakları hiçbir ayırım gözetilmeksizin tüm insanlara tanınmıştır. Bu haklardan vazgeçmek bireyin insiyatifinde değildir. Ancak tüm insanların aynı haklara sahip olması, çoğu zaman bir eşitsizlik veya haksızlığa sebep olabilir.

Temel Bir İnsan Hakkı Olarak Eğitim Hakkı
Çocuğun bedensel, zihinsel, sosyal, duygusal ve ahlaki gelişiminin desteklenmesi için eğitime gereksinimi vardır. Her çocuk, farklı kişilik özellikleri ve farklı yetenekler ile dünyaya gelir. Bireylerin doğuştan gelen yeteneklerinin farklılığı düşünüldüğünde eğitimin en önemli işlevi, bireyin mevcut potansiyeline en üst düzeyde işlerlik kazandırmak ve yeteneklerini geliştirmektir. Bireylerin kendilerini tam olarak gerçekleştirebilmeleri, sahip oldukları yetenekleri geliştirebilmeleri ve potansiyellerini en üst düzeyde kullanabilmeleri için gerekli olan eğitim, dünyaya gelen ayrım gözetmeksizin her çocuğa tanınmış bir haktır.
Eğitim hakkı; çalışma, sosyal güvenlik, sendika kurma, toplu sözleşme ve grev, yeterli yaşama düzeyi, sağlık ve kültürel yaşama katılabilme hakları gibi ekonomik, sosyal ve kültürel haklar ya da ikinci kuşak haklar arasında sayılan ve insani olanakların geliştirebilmesini sağlayan ön koşullara yönelik haklardandır. Başka bir ifadeyle, eğitim hakkının da dâhil olduğu ekonomik, sosyal ve kültürel haklar bireyi toplumsal risklere karşı koruyan, insanca yaşamak için yeterli bir yaşam düzeyini güvence altına alan ve bu amaçla bireyin devletten ve toplumdan gerçekleştirmelerini talep edebilecekleri haklardır. Bu hakların büyük bir çoğunluğu, önemli ölçüde devlete bir hizmet sunma görevi veren, devletin aktif müdahalesini ve mali kaynakların kullanılmasını gerektiren haklardır.
Eğitim hakkı, temel bir insan hakkı olarak evrensel ölçekte kabul görmektedir. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde eğitimin; ırk, etnik yapı ve ulus gibi ayrımlar gözetilmeksizin her bireyin hakkı olduğu açıkça ortaya konmuştur.

Sosyal devlet, eğitim ve öğretimi devletin başta gelen ödevi sayar ve tüm vatandaşların kendilerine uygun olan eğitimi görmesini sağlamaya çalışır. Başka bir ifadeyle eğitimin toplumla bütünleşmesini sağlamak sosyal devletin en önemli görevleri arasındadır.

ÜSTÜN YETENEKLİ ÇOCUKLAR VE EĞİTİM HAKKI

İnsanlar arasında bireysel yetenek farklılıklarının var olduğu bir gerçektir. Doğuştan gelen bilişsel yapı ve yetenek farklılığı çocukların yeteneklerinin gelişip ortaya çıkarılmasına katkı sağlaması için eğitimlerinin farklılaşmasını gerektirir. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 28 ve 29’uncu maddelerinde çocuğun özelliklerine göre eğitim alması gerektiği ifade edilmektedir.


Bununla birlikte Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin temel ilkelerinden olan çocuğun yüksek yararı ilkesi ile çocukları ilgilendiren tüm faaliyetlerde çocuğun yararının öncelikle gözetilmesi amaçlanmaktadır. Fiziksel ve mental gelişimlerini tamamlayamamış bireyler olan çocuklar kendi haklarını koruyamazlar ve toplumun savunmasız grubunu oluştururlar. Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre anne- babalar, adli-idari makamlar, yasama organları, hükûmetler, kamu kurum ve kuruluşları; çocuklarla ilgili faaliyetlerinde çocuğun kişiliği, yetenekleri, gelişim olanakları ve yaşam şartları ile ilgili düzenlemelerde çocuğun yüksek yararını dikkate almalıdır. Diğer bir deyişle, onların kendilerini gerçekleştirmeleri için fırsatlar sunan sosyal sistemlerin kurulması sağlanmalıdır.


Çocuk, okul çağında almış olduğu eğitimin izlerini tüm yaşamı boyunca taşır. Çocuğun yüksek yararını içeren çocuk haklarının takipçisi olmak, doğuştan getirdiği potansiyeli eğitim yoluyla geliştirmesi için olanak sağlamak, hem okul yönetimini hem de öğretmenleri çocuğun hakları konusunda yönlendirmek günümüzde eğitim sisteminden beklenilenler arasındadır. Bu doğrultuda, üstün yetenekli çocukların özelliklerine uygun eğitim alma hakkına yönelik politikaların oluşturulması, çocukların yüksek yararı açısından büyük önem arz etmektedir.


Eğitimin belki de en önemli fonksiyonu, insanların doğuştan getirdikleri farklılıkları dikkate alması, onları uygun tekniklerle keşfedip doğru yönlendirmelerle geliştirmesidir. Eğitim ve demokrasi, birbirine bağlı iki kavramdır. Demokratik eğitim, okullarda verilen eğitimin bireysel farklılıkları dikkate almasıyla mümkündür. Demokratik yönetim biçimi, insan haklarına dayalı toplumun temelini oluşturmaktadır. Demokrasinin hayata geçirilmesi bireyin ve toplumun gelişmesine bağlıdır. Gelişim; herkese ilgisi, yeteneği ve kapasitesi ölçüsünde eğitim alma hakkının sağlanmasına bağlıdır.

Üstün yetenekli çocukların en önemli özelliklerinden biri hızlı öğrenmeleridir. Üstün yetenekli çocuklar; doğuştan getirdikleri yeteneklerine bağlı olarak yaşıtlarından farklı gereksinimleri olan, kendilerinde var olan potansiyelin gelişimi için farklı eğitim programlarına ihtiyaç duyan çocuklardır. Standart okul eğitiminde amaç, önceden belirlenmiş bir takım bilgi ve becerilerin belirlenmiş zaman diliminde her öğrenciye kazandırılmasından ibarettir. Eğitim öğretim yılı sürecinde okulda çocuğa verilmesi planlanan bilgi, becerileri önceden kazanmış olan ve/veya çok hızlı öğrenme kapasitesine sahip üstün yetenekli öğrencilere farklılaştırılmış, zenginleştirilmiş eğitim ve öğretim olanakları sunulmadığında eğitim ihtiyaçları karşılanmamış olacaktır.


Eğitimde fırsat eşitliği, herkesin gizil güç ve yeteneklerini en uygun biçimde geliştirebilmesi için, eğitim kaynaklarına ve eğitim hizmetlerine hiçbir ayrım yapılmaksızın eşit ölçüde ulaşabilmesi ve bunlardan yararlanmasıdır. Eşit fırsata sahip olmak, aynı fırsata sahip olmak değil; her bireyin kendi gereksinimlerine uygun deneyimlere sahip olması demektir. Örneğin, müzik yeteneği olan bir çocuk ile fen alanında yetenekli bir çocuğa aynı eğitimin verilmesi onlara eğitim açısından eşit fırsatlar sunulduğu anlamına gelmez. Diğer bir deyişle, özel eğitim gereksinimi olan çocuklar için gerekli eğitimin sağlanamayışı eğitimde fırsat eşitsizliği olarak değerlendirilmekte, yeteneklerin desteklenmesi ve en üst noktaya çıkarılması eğitimde fırsat eşitliğinin özü olarak kabul edilmektedir.


Anayasal bir hak olan eğitimde fırsat eşitliği, yasalarla da teminat altına alınmıştır. Eğitimde eşitlik kavramı, farklı olanların farklılıklarını dikkate alarak, ilgi ve yetenekler doğrultusunda eğitim verilmesidir. Bu açıdan bakıldığında, üstün yetenekli çocuklar için özel eğitim, eğitimde eşitlik ilkesini bozmamaktadır. Çünkü gerek sonradan kazanılan beceriler gerekse bireylerin doğuştan sahip olduğu bilişsel ve fiziksel farklılıklar gerçek hayatta mutlak eşitliğin bulunmadığını göstermektedir. Thomas Jefferson’ın ifade ettiği gibi “En büyük eşitsizlik, eşit olmayanlara eşitmiş gibi davranmaktır.” Bu anlayışa göre demokratik bir toplumda kamusal eşitlik, herkese aynı şeyi vermek değil, bireylerin farklı düzeyde ve yönde olan ihtiyaçlarını karşılayarak toplumun ortak bir paydada buluşmasını sağlamak demektir. Başka bir ifadeyle, bireysel farklılıkları dikkate alan kamusal eğitim politikaları geliştirmek, demokrasinin gereği olduğu gibi sosyal devlet ilkesinin de bir zorunluluğudur.



  FACEBOOK YORUMLARI