Gelişim Nedir? Gelişim Evreleri Nelerdir?

Tüm memeliler içinde, doğuştan en az gelişen, türüne özgü faaliyetleri yerine getirme ve beceri edinmede en uzun gelişim süresine ihtiyaç duyanlar insanlardır. Genelde organizma filogenetik ölçekte ne kadar üst sırada yer alıyorsa, sinir sistemi o kadar karmaşıktır ve olgunlaşması için geçmesi gereken sürede o  kadar uzun olur. İnsan, doğduktan sonra yıllarca bağımlı kalır ve kendine yeterli hale gelinceye kadar uzun bir öğrenme ve diğerleriyle karşılıklı etkileşim dönemine ihtiyaç duyar (Atkinson, Atkinson ve Hilgard, 1995:81).

Tek hücreyle yaşam başlayan insan yavrusu, bu hücrenin içinde genlerle kodlanmış bilgilerin yönergesine uyarak, belirli aşamalarda değişik gelişim basamaklarına ulaşır. Dokuz ay önce bir tek hücreden ibaret olan organizma, bebek doğduğunda, tam bir insan bedeni yapısına ulaşmıştır (Cüceloğlu, 2000:332 ).

Gelişim, organizmada döllenmeden başlayarak bedensel, zihinsel, duygusal, dil ve sosyal yönden, belli koşulları olan en son aşamasına ulaşıncaya kadar sürekli ilerleme kaydeden değişimdir (Senemoğlu, 1997:3).

Gelişimle, daha önceleri döllenmeden fetüse, bebeklik, çocukluk ve son olarak da ergenliğe kadar sınırlı olan eski yaklaşım yerine artık gelişimi, yaşam boyu devam eden bir süreç olara anlamlandırmaktayız. Bu yaşam boyu gelişim yaklaşımında gelişim; döllenmeden ölüme kadar bedende ya da davranışta ortaya çıkan, yaşa bağlı değişimler olarak tanımlanmaktadır (Perlmutter ve Hall, 1992).

Gelişme; büyümedeki değişikliklerin niceliğinin yanında, niteliğini de içermektedir. Gelişme kavramı; büyüme, olgunlaşma ve öğrenmenin etkileşimiyle düzenli, uyumlu ve sürekli bir ilerlemeyi dile getirmektedir. Gelişme ürün olarak ele alındığında, gelişim bu ürünün süreç yönüdür (Koç, Yavuzer, Demir, Çalışkan, 2001).

İnsan gelişimini, kalıtım ile çevre arasındaki sürekli ve karşılıklı etkileşim belirler. Daha ana rahmine düşme esnasında, önemli sayıda kişisel özellik, döllenmiş yumurtanın genetik yapısıyla belirlenmiş olur. Genler, ten ve saç rengimizi, genel vücut büyüklüğünü, cinsiyetimizi ve belirli bir ölçüye kadar zekamızı belirler. Doğuşta var olan biyolojik ön yatkınlıklar, büyüme sırasında yaşanan deneyimlerle karşılıklı etkileşimde bulunarak bireysel gelişimi belirler (Atkinson, Atkinson ve Hilgard, 1995: 82).

Gelişim üzerindeki biyolojik ve çevresel etkiler iki çeşittir (Onur, 2000:17). Biyolojik etkiler;

  1. Bir türün bütün üyelerince paylaşılan, türe özgü etkinliklerdir (bebeğin beslenme ve bakımı için başkalarına gereksinme duyması gibi).
  1. Her kişiye    özgü    olan    genetik    özelliklerdir     (bireyler    arasındaki farklılıklar).

Çevresel etkiler;

  1. Fiziksel çevre (doğum öncesi dönemde ana rahmi, kent yada kır yaşamı).
  1. Toplumsal çevre (diğer insanlar , toplumsal kurumlar).

Psikologlar, kalıtımın; zekanın üst sınırlarını belirlediğini, çevrenin de bu sınırlara ulaşılıp ulaşılamayacağını belirlediğini kabul ederler. Kalıtım ve çevre arasında sürekli bir etkileşim vardır. Ancak bu etkileşimin sonuçları kestirilemez. Çünkü tek bir çevresel faktör; farklı bireylerin, farklı kalıtsal parçaları  üzerinde, farklı etkilere sahiptir. Benzer olarak, kalıtsal bir faktör, çevresel faktörleri farklılaştırmada da farklı etkilere sahiptir.

Sonuçta, kalıtım ve çevrenin zeka üzerindeki etkileriyle ilgili olarak şu söylenebilir: Bütün bireyler, doğumla yeni bir hayata başlarken, bazı potansiyelleri de beraberlerinde getirirler. Bu potansiyellerin gelişim sınırı, büyük ölçüde bireyin kalıtımıyla  tayin  edilir. Araştırmalara  göre;  biyo-fiziksel  özelliklerimizle,  biyo-kimyasal özelliklerimiz ve zeka gücümüz, kalıtımımızın oldukça söz sahibi olduğu potansiylerimiz arasında yer alır. Ancak, söz konusu potansiyellerin ve bunlara bağlı özelliklerin ne ölçüde işlerlik kazanacağı ve sınırı, bireyin sadece kalıtımıyla değil; döllenmeden başlayarak, içinde gelişeceği iç ve dış çevre koşullarıyla da yakından ilgilidir (Önder, 1990:435).

Gelişim Evreleri Nelerdir?

Çoğu insan davranışı doğal bir gelişim sırası izler. Çevresiyle etkileşim içinde bulunan organizmanın olgunlaşmasına bağlı düzenli gelişim sıralarının olduğu konusunda, psikologlar genelde bir görüş birliği içindedirler. Bazıları bu sıraları, biyolojik faktörlerin öğrenme ile birlikte davranışta yumuşak ve sürekli bir değişiklik yarattığı sürekli bir süreç olarak yorumlarken, diğerleri; gelişimin belirli bir sırayı takip ettiğine katılmakla beraber, sürecin sürekliliği fikrine katılmazlar. Onlar bu süreci, bir aşamalar dizisi olarak görürler. Bu nedenle de ‘evre’ kavramını ortaya atmışlardır (Atkinson, Atkinson ve Hilgard, 1995: 85). Bir bağımsız değişken olarak ‘evre’, ‘yaş’ kavramından daha kullanışlıdır. Evre kavramı, kuramsal kolaylıklar sağlamasına rağmen, yaş kavramından da vazgeçilemez. Fakat, yaş zamanla eş anlamlıdır ve tek başına hiçbir şeyin nedeni değildir (Onur, 2000:21).

Çeşitli psikologlar, gelişim sıralamasını açıklarken, birbirinden niteliksel olarak farklı aşamaların olduğunu öne sürmüşlerdir. Belirli zaman dilimlerinde belirli özellikler öne çıkar. Bazı özelliklerin öne çıktığı bu gelişim aşamalarına  dönem denir. Ancak, herhangi bir döneme ait gelişim özelliklerine, yalnızca o döneme ait özellikler olarak bakılmamalıdır. Her dönemde bir önceki dönemin bir kısım özellikleri varlığını devam ettirir. Diğer bir deyişle, dönemler iç içe ve birbirlerine bağlıdır, kesin çizgilerle ayrılmış değildir Her dönem kendinden öncekine dayalı, bir sonraki döneme hazırlayıcıdır.

Gelişim; ilerleyici (progressive), sırasal (sequential) ve kuşaklar buyunca aynı örüntüyü izleyen bir oluşumdur. Aynı zamanda döngüsel (circular) dir. Yaşam döngüsünün ilerleyen ve sırasal değişimleri konusunda, bu değişimlerin neden bir sıra  ile  meydana  geldiği,  ne  kadarının  biyolojik,  ne  kadarının  toplumsal  ya  da psikolojik etkenlerle belirlendiği, bu değişkenlerin bütün kültürlerde ve bütün bireylerde aynen ortaya çıkıp çıkmadığı sorularını açıklayan tek bir kuram henüz ortaya atılabilmiş değildir (Onur, 2000: 39).

Kuramsal olarak evrelerin şu özellikleri taşıdığı kabul edilmektedir (Onur, 2000: 22).

  1. Evreler, genel sorunları betimlerler. Bir evre, o evreye özgü genel özellikleri ve sorunları
  1. Evreler, davranıştaki nitelik farklılıklarını dile getirirler. Bir evredeki davranışların kendine özgü nitelikleri vardır.
  1. Evreler, değişmez bir ardışıklık gösterirler. Bir evre diğerini, değişmez bir sıra içinde
  1. Evreler, bütün kültürler için evrenseldir. Kültürler arasındaki farklılıklara karşın, bütün kültürler aynı yaşam sorunlarıyla başa çıkmaya çalıştıkları için, bütün kültürlerde aynıdır.

Çevresel faktörler gelişimi hızlandırılabilir ya da yavaşlatabilir, ancak evrelerin sırası değişmez. Bir çocuk önceki bir evreden geçmeden daha sonraki bir evreyi gerçekleştiremez (Atkinson, Atkinson ve Hilgard, 1995: 85). Belirli bir gelişme türü için uygun evreler vardır. Birey bu dönemlerde çevre etkilerine daha duyarlıdır ve çevrede düzenlenen öğrenme yaşantılarını diğer dönemlerden daha hızlı kazanabilirler. Bu dönemlere de kritik gelişim dönemleri adı verilmektedir. Kritik dönemler; yaşam süresinde, sürekli ve geri dönülmez sonuçlan olabilen elverişli ve elverişsiz durumlarla ilgili zamanlardır. Bu dönemlerde belirli bir özellik gerektiği gibi yerleşmezse, bu özellik bütün potansiyeliyle gelişmeyebilir. Örneğin, okul  öncesi yıllar zihinsel gelişme ve dil yeteneği bakımından özellikle önemlidir. Çocuğun bu dönemdeki deneyimleri gelişim çizgisini daha sonra değiştirilmesi zor bir biçimde etkileyebilir.

Evre kavramı; insan gelişimi çizgisinin, aşamalı düzeylere bölündüğü görüşüne dayanır. Özellikle evrelere dayalı gelişim kuramlarının tüm yaşam döngüsünü kapsayacak biçimde kuruldukları söylenebilir. Sigmund Freud, Erik Erikson ve Jean Piaget, insan gelişimini evrelere ayırarak en önemli evre kuramcılarıdır. Daha önce de belirtildiği gibi, evre kuramcıları gelişimi; sırasal, ani ve sabit değişimler dizisi olarak görürler (Onur, 2000:21).

Çocuğun hareket gelişimi; emekleme, ayağa kalkma, yürüme, koşma biçimindedir. Bu evrelerden her biri diğerinden niteliksel olarak farklıdır. Bu anlamda evreler her zaman belirli bir zaman aralığında ortaya çıkmak durumundadırlar. Gelişen bir birey evreyi atlayamaz, evreleri başka bir zaman aralığında yaşayamaz. Her evre, bireyin bir sonraki evreye geçmeden önece çözmek zorunda olduğu bir çatışma içerir. Evre kavramının bu güçlü anlamı Piaget’ in bilişisel gelişim kuramında ortaya çıkar (Onur, 2000:41).

Piaget’e göre bilişsel gelişim bir dizi farklı evreden geçer. Her evrede çocuğun düşünme şekli, o evreden önce yada sonra gelen evreye göre niteliksel olarak farklıdır. Diğer bir deyişle, gelişim bilgi ve becerilerinin yavaş yavaş kazanılması olarak açıklanamaz. Bunun aksine Piaget, bilişsel gelişimi bir dizi dönüşüm olarak görür; bu dönüşümlerde çocuğun düşünce şekli kısa bir süre içinde ani değişikliklere uğrar (Bjorklund, 1995).

Bununla birlikte, özellikle evrelere dayalı gelişim kuramlarının tüm yaşam döngüsünü kapsayacak biçimde kuruldukları söylenebilir. Bu tezin konusu ise, Piaget’ in ‘Bilişsel Gelişim Evreleri’ ile sınırlıdır.

Bilişsel Gelişim nedir?

Bireyin çevresindeki dünyayı anlama ve öğrenmesini sağlayan, aktif zihinsel faaliyetlerdeki gelişme ‘bilişsel gelişim’ adı verilmektedir. Bilişsel gelişim; bebeklikten yetişkinliğe kadar, bireyin çevreyi, dünyayı anlama yollarının daha karmaşık ve etkili hale gelmesi sürecidir (Senemoğlu, 1997:32).

‘Biliş’ sözcüğü, dünyanızı öğrenmeyi ve anlamayı içeren zihinsel faaliyetler anlamına gelir. Biliş sözcüğü şu süreçleri kapsar (Yavuzer, 1998:42).

Algılama: Gerek iç gerekse dış dünyadan elde edilen  bilgilerin yorumlanması, organize edilmesi ve yeniden bulunmasıdır.

Bellek: Algılanan bilginin depo edilmesi ve bulunup geri getirilmesidir.

Muhakeme: Bilgiyi belirli bir anlam çıkarma ve sonuca varma amacıyla kullanabilmedir.

şünme: Bilginin ve çözümlerinin nitelikçe değerlendirilmesidir.

Kavrama: Bilginin, kendi içindeki bölümleri ve ilgili olduğu diğer bilgilerle ilişkilerini eksiksiz kurabilmedir.

Bilişsel gelişim dört ana etmenden etkilenir (Selcuk, 1998:80-81; Sand, 1976:6-8, Yavuzer, 1998:44). Bunlar;

Olgunlaşma (Maturation): Aynı takvim yaşındaki iki çocuk vücut yapısı,  zeka ve duygusal tepkiler itibariyle çok farklı özellikler gösterebilir. Piaget’ e göre; olgunlaşmada görülen bu farklılıklar, kalıtımla ilgilidir. Bu nedenle,  olgunlaşma insan gelişiminin sınırlarını, dolayısıyla bilişsel gelişimin sınırlarını belirler. Piaget’ e göre; olgunlaşma süreci, kendi başına çocuğun bilişsel gelişimini açıklayamaz. Olgunlaşma, çocuğun sinir sistemini geliştirerek onun daha karmaşık algılamalar yapabilecek   bir   düzeye   gelmesini   sağlarken;   çocuğun   çevresiyle   duygusal ve hareketsel    etkileşim     yapması,    bilişsel     gelişimin     temelinde    yatan    öğrenme deneyimlerini oluşturur (Cüceloğlu, 2000:338).

Deneyim (Experience): Bu kavram, bireyin çevresindeki nesnelere müdahale etmesi ve düşünce kalıplarını yeniden örgütlemesi anlamında kullanılmaktadır. Çocuk, uyaran üzerinde bir hareket gerçekleştirdiğinde, çevresindeki objelere etki edebildiğini, fiziksel deneyim ve öğrenme yoluyla kazanır. Piaget’ e göre; fiziksel hareket, çocuğun zihinsel hareketine imkan sağlar (Sand, 1976:6).

Sosyal Deneyim (Social Experience) : Bireylerin, çevrelerindeki insanlarla  bir takım yaşantılar geçirmesi ve onlarla fikir alışverişinde bulunması sosyal  deneyim olarak tanımlanabilir. Çocuklar, bebeklik dönemlerinden itibaren çevrelerindeki diğer çocuklar ve yetişkinlerle etkileşim kurarlar. Bu etkileşimler, özellikle dil öğreniminde çok önemli rol oynar. Ayrıca çocuklar; alçak gönüllülük, dürüstlük, ahlaki davranışlar gibi bir çok zihinsel kavramı sosyal deneyim sayesinde oluştururlar (Selcuk, 1998:81; Sand, 1976:6).

Dengelenme (Equilibration) : Piaget’ e göre denge; bireyin çevreye fiziksel adaptasyonunun zihinsel karşılığıdır. Bireylerin çevrelerine uyum sağlamak için bilgileri nasıl organize edeceği ile ilgili bir kavram olan dengelenme, Piaget’ in Bilişsel Gelişim Kuramı konusu içinde ayrıntılı incelenecektir (Sand, 1976:6).



  FACEBOOK YORUMLARI