Üstün Zekâlılar Enstitüsü Tüm makaleler

Üstün Zekâlılar ve Yeteneklilerde Yoğunluk: Her Güçlü Tepki "Aşırı Uyarılabilirlik" midir?

Üstün Zekâlılar ve Yeteneklilerde Yoğunluk: Her Güçlü Tepki "Aşırı Uyarılabilirlik" midir?

Bir öğrenci floresan ışığından rahatsız oluyor, adaletsiz bulduğu bir kuralı uzun uzun tartışıyor, hayal kurarken çevresini unutuyor ya da heyecanlandığında yerinde duramıyor olabilir. Bu davranışlar bazen hemen ‘üstün yetenekli yoğunluğu’, bazen de ‘sorun’ diye adlandırılır. Oysa iki yorum da erken olabilir. Güçlü tepkiyi anlamak için önce davranışın bağlamına, süresine ve çocuğun işlevselliğine bakmak gerekir.

Üstün zekâlılar ve yetenekliler alanında sık kullanılan aşırı uyarılabilirlik kavramı, çocuğun dünyayı daha yoğun yaşadığı fikrini anlatır. Kavram bazı öğrencilerin deneyimini görünür kılabilir; ancak güncel araştırmalar bunun üstün yeteneğin zorunlu işareti, klinik tanı veya tek başına tanılama aracı olmadığını gösteriyor. En yararlı yaklaşım, etiketi kanıt yerine koymadan çocuğun ne yaşadığını ve hangi desteğe ihtiyaç duyduğunu araştırmaktır.

Beş alandaki yoğunluk neyi anlatır?

Dabrowski’nin kuramında aşırı uyarılabilirlikler beş alanda tanımlanır: Psikomotor alan yüksek hareket, hız veya konuşma ihtiyacını; duyusal alan ses, ışık, doku, koku ve tada güçlü tepkiyi; hayal gücü alanı canlı imgeler ve özgün kurguları; zihinsel alan yoğun merak, sorgulama ve analiz isteğini; duygusal alan ise güçlü bağlanma, empati ve karmaşık duyguları anlatır.

Bu çerçeve betimleyicidir. Bir çocuğun bu özelliklerden bazılarını göstermesi üstün yetenekli olduğunu kanıtlamaz; göstermemesi de yüksek kapasitesini geçersiz kılmaz. Aynı davranış farklı nedenlerle ortaya çıkabilir. Sürekli soru sorma ileri düzey meraktan, belirsizlik kaygısından veya sınıf içeriğinin öğrenciye yavaş gelmesinden kaynaklanabilir. Hareket ihtiyacı mizaca, yorgunluğa, ortama ya da başka bir gelişimsel özelliğe bağlı olabilir.

Yeni meta-analiz neyi değiştirdi?

Olszewski-Kubilius ve çalışma arkadaşlarının yeni meta-analizi, 20 ampirik araştırmadan 230 etki büyüklüğünü bir araya getirdi. Üstün yetenekli olarak tanımlanan gruplar ile karşılaştırma grupları arasında genel olarak pozitif bir ilişki bulundu; en güçlü fark zihinsel aşırı uyarılabilirlikteydi. Duyusal ve duygusal alanlardaki ilişkiler ise daha zayıftı.

Asıl dikkat çekici bulgu, sonucun ‘üstün yetenek’ tanımına göre değişmesiydi. Daha önce bir programa seçilmiş veya üstün yetenekli olarak tanılanmış öğrencilerde ilişki daha belirginken, üstünlük genel zekâ ya da bilişsel yetenek puanıyla tanımlandığında anlamlı bir ilişki bulunmadı. Açık bir tanılama ölçütü vermeyen çalışmalarda da gruplar ayrışmadı. Yaşa göre yapılan incelemede fark lise grubunda görülürken ilkokul, ortaokul ve yetişkin gruplarında ortaya çıkmadı.

Araştırmacılar ayrıca yayın yanlılığının farkları olduğundan büyük gösterebileceğine dikkat çekti. Bu bulgular ‘yoğunluk hiç yoktur’ demiyor. Söylediği daha sınırlı ve daha önemlidir: Aşırı uyarılabilirlik profili, üstün yeteneğin evrensel veya güvenilir bir göstergesi olarak kullanılamaz.

Önceki bulgular da tek tip bir profil göstermiyordu

Winkler ve Voight’ın 2016 meta-analizi de üstün yetenekli grupların ortalamada bazı alanlarda daha yüksek puan aldığını, fakat örüntünün beş alan için aynı olmadığını bildirmişti. Psikomotor alandaki fark anlamlı değildi; duygusal ve duyusal alanlarda küçük, zihinsel ve hayal gücü alanlarında orta düzey farklar vardı. Grup ortalaması, tek bir çocuk hakkında karar vermez. Sessiz, sakin ve duyusal açıdan rahat bir öğrenci son derece ileri öğrenme gereksinimlerine sahip olabilir; yoğun tepkiler gösteren başka bir öğrenci ise üstün yetenek ölçütlerini karşılamayabilir.

Tanılama kısayolu neden risklidir?

Bir aşırı uyarılabilirlik kontrol listesini üstün yetenek tanılaması gibi kullanmak iki hata üretir. Birincisi, merakını dışarıdan belli etmeyen, kültürel olarak daha çekingen davranan veya yüksek kapasitesini okul dilinde henüz gösteremeyen öğrencileri gözden kaçırabilir. İkincisi, yoğunluğu olan her çocuğu üstün yetenekli sayarak gerçek öğrenme düzeyini ve destek ihtiyacını belirsizleştirebilir.

Yoğunluğu romantikleştirmek de sakıncalıdır. Sürekli kaygı, uyku bozulması, akran ilişkilerinde belirgin güçlük veya okuldan kaçınma ‘üstün zekâlı olmanın doğal bedeli’ diye açıklanırsa gerekli yardım gecikebilir. Tersi biçimde, gelişmiş bir konuya uzun süre odaklanmak ya da gürültülü ortamda mola istemek hemen bozukluk işareti sayılmamalıdır. Çocukluk ve ergenlikte üstün yetenek ile davranışsal ve sosyal-duygusal güçlükleri inceleyen sistematik derleme, çalışmaların yaşa, bilgi veren kişiye ve kullanılan ölçme aracına göre farklı sonuçlar verdiğini; kapsamlı ve çok kaynaklı değerlendirmenin gerekli olduğunu vurguluyor.

Etiketten önce dört soru

  1. Tam olarak ne oluyor? ‘Aşırı hassas’ yerine gözlenebilir davranışı yazın: ‘Zil çalınca kulaklarını kapatıyor ve sınıftan çıkmak istiyor.’
  2. Nerede ve ne zaman oluyor? Davranış yalnız tekrarlı görevde mi, kalabalık ortamda mı, geçişlerde mi, yoksa farklı ortamlarda da mı görülüyor?
  3. Ne kadar sürüyor ve toparlanma nasıl? Tepkinin sıklığını, süresini ve çocuğun hangi koşulda yeniden katılabildiğini izleyin.
  4. İşlevi ne ölçüde etkiliyor? Öğrenme, uyku, ilişki, öz bakım veya güvenlik belirgin biçimde etkileniyor mu; yoksa çocuk uygun düzenlemeyle iyi işliyor mu?

Üstün yetenek ve psikopatoloji üzerine bir başka sistematik derleme, araştırmalarda üstün yetenekli çocukların genel olarak daha iyi sosyal-duygusal uyum gösterebildiğini; buna karşılık seçilim yanlılığı ile çocuk, aile ve okul bağlamının sonucu etkilediğini belirtiyor. Bu nedenle ne ‘üstün yetenek korur’ ne de ‘üstün yetenek sorun yaratır’ genellemesi tek başına yeterlidir.

Aileler ve eğitimciler için destek döngüsü

  1. Bir hafta nötr gözlem yapın. Tetikleyiciyi, davranışı, süresini, verilen desteği ve sonucu kısa notlarla kaydedin. Çocuğun güçlü olduğu anları da yazın.
  2. Çocuğun açıklamasını sorun. ‘Bu anda bedeninde ne fark ettin?’, ‘Seni en çok zorlayan neydi?’ ve ‘Ne yardım ederdi?’ soruları yetişkin yorumunu sınar.
  3. İhtiyaca uygun küçük bir düzenleme deneyin. İleri düzey içerik, hareket molası, sessiz çalışma noktası, geçişi önceden haber verme, duyguyu adlandırma veya kısa toparlanma süresi seçeneklerinden yalnız birini değiştirin.
  4. Sonucu izleyin. Düzenleme katılımı, öğrenmeyi ve toparlanmayı iyileştiriyor mu? Birden fazla ortam ve yetişkenden bilgi toplayın.
  5. Gerektiğinde uzman değerlendirmesine başvurun. Güçlük kalıcıysa, günlük işlev belirgin biçimde bozuluyorsa, yoğun sıkıntı veya güvenlik riski varsa okul rehberlik servisi ve uygun sağlık uzmanıyla görüşün. Klinik değerlendirmeyi yalnız yetkin uzman yapabilir; üstün yetenek olasılığı bu ihtiyacı ortadan kaldırmaz.

Yoğunluğu stereotipe dönüştürmeden desteklemek

Üstün zekâlılar ve yetenekliler aynı duygusal, duyusal veya hareket profilini paylaşmaz. Eğitim hizmeti; çocuğun görünür yoğunluğuna değil, ölçülmüş öğrenme düzeyine, ilerleme hızına ve eğitimsel ihtiyacına dayanmalıdır. Sosyal-duygusal destek ise bir ‘üstün çocuk tipi’ varsaymak yerine çocuğun gerçek işlevine göre düzenlenmelidir.

En sağlıklı soru ‘Bu davranış hangi etikete uyuyor?’ değildir. ‘Ne oluyor, hangi bağlamda oluyor, ne kadar sürüyor ve ne yardım ediyor?’ soruları daha güvenilir bir yol açar. Böylece yoğun deneyimi küçümsemeden, onu üstün yeteneğin kanıtı ya da her güçlüğün açıklaması haline getirmeden çocuğa uygun destek kurulabilir.

Kaynaklar

Fotoğraf: Johns Hopkins Center for Talented Youth’un (CTY) Loyola Marymount University’deki 2005 yaz programında gerçek bir grup etkinliği. Fotoğraf: Qin Zhi Lau / Wikimedia Commons, kamu malı (PD-self). Görsel 16:9 oranında kırpılmış ve WebP biçimine dönüştürülmüştür.