Üstün Yetenekliliği Tanılama

Çeşitli ülkelerde üstün yetenekliliği tanılama ile ilgili olarak farklı politika, model ve stratejiler bulunmaktadır. Bazı tanılama süreçleri sadece zekâ puanı (IQ) üzerinde dururken, bazıları -özellikle son yıllarda- çok boyutlu değerlendirmenin avantajlarından ve öneminden bahsetmektedir. Feldhusen, Hoover ve Sayler (1990), ideal bir tanılama sisteminin henüz geliştirilmemiş olduğunu belirtmekle birlikte (Akt. 1) bazı araştırmacılara göre; iyi bir şekilde ortaya konulan tanılama sürecinin aşağıdaki sorulara cevap vermesi beklenmektedir:

  • Üstün yetenekli çocuk kimdir?
  • Niçin tanılamaya çalışıyoruz? Diğer bir deyişle üstün yetenek eğitiminin amacı ve hedefi nedir?
  • Üstün yetenekli çocuklarda desteklenecek olan nedir? Kapsamlı kişilik gelişimi mi yoksa özel bilgi ve özel yetkinlik alanları mı desteklenecek?
  • Üstün yetenekli çocukları nasıl buluruz?
  • Üstün yetenekli çocukları tanılamak için en uygun araçlar nelerdir?
  • Ölçümler nasıl ve nerede yapılmalıdır?• Çeşitli araçlardan elde edilen veriler nasıl analiz edilir ve yorumlanır?
  • Üstün yetenekli çocukları tanılamadan kim sorumludur?

Üstün yetenekli çocukların tanılanmasında, tanılama amacının ne olduğu ilk sorulardan biridir. Tanılamanın amacı açık ve net olduğunda üstün yeteneklilik kavramına ve üstün yetenekliliğin tek ya da çok boyutlu olarak ele alınmasına karar verilebilmektedir.


Tanılama ile ilgili bir diğer soru ise, tanılamanın gerçekten gerekli olup olmadığı sorusudur. Araştırma sonuçları; eğitim ihtiyaçlarına yönelik programların var olması, çocuğun bireysel ihtiyaçları doğrultusunda eğitim seçeneklerinden yararlanması ve gelişiminin desteklenmesinin mümkün olduğu durumlarda tanılamanın uygun olabileceğini göstermektedir. Aksi takdirde yapılan tanılamanın çocuğu etiketleme ve çevresindekilerin çocuğa yönelik yaklaşımlarına olumlu ya da olumsuz yön vermenin ötesine geçmeyeceği belirtilmektedir. Etiketleme sosyal izolasyon, ben merkezci tutum ve davranışlar, aşırı başarı baskısı ve çok fazla sorumluluk yüklenmesi gibi nedenlerle benlik kavramı ve kişilik gelişiminin bozulması gibi problemleri beraberinde getirebilmektedir.

TANILAMA İLKELERİ

Tanılama sürecini yapılandırma ile ilgili ilkeler, öğrencilerin gizli yetenek ve becerilerini ortaya çıkarma ve onaylama ile ilgili stratejilerin hangi yaklaşımla tasarlanacağına ve geliştireceğine ilişkin rehber niteliğindedir.


Tanılama süreci;

  • Seçilen üstün yeteneklilik tanımı ve öğrenci ihtiyaçlarını yansıtır.
  • Yetenekleri gözlemleme, değerlendirme ve dosyalama/kaydetme için çeşitli araçlardan elde edilen veriyi birleştirir.
  • Kapsayıcı ve savunulabilir niteliktedir.
  • İkinci bir dezavantajlı olma-yetersizlik durumunu içerecek genişliktedir.
  • Alternatif yaklaşımların kullanılması ile esnektir.
  • Değerlendirme araçlarındaki potansiyel ön yargıyı kontrol tekniklerini kapsar.
  • Testler, dereceleme ölçekleri, gözlem formları, görüşmeler, portfolyo, performans ve aday gösterme (birey/öğrenci, ebeveyn, akran, öğretmen gibi) aracılığıyla veri sağlayacak kişilerle iletişim kurar.
  • Kendi içinde barındırdığı değerlendirmeyle sürekli güncelleme ve sürdürülebilirliğe imkân verir (2).


Tanılama süreci ve içeriğine ilişkin getirilen öneriler aşağıdaki gibidir:

  1. Farklı kaynaklardan çoklu kriter kullanma,
  2. Tanılamaya erken dönemde başlama,
  3. İkinci bir dezavantajlı olma-yetersizlik durumunu içerecek genişlikte olma,
  4. Açık ve genişletilmiş üstün yeteneklilik tanımını benimseme,
  5. Tek bir kesme noktası1 ile hareket etmekten kaçınma,
  6. Zekânın çok boyutluluğunu kabul etme,

Zekâ testlerinden belli bir puanın belirlenerek, belirlenen puan ve üzeri alanların ‘üstün yetenekli’ olarak tanılanması.

  • Çok boyutlu üstün yeteneklilik göstergelerini kabul etme,
  • Üstün yetenekliliğin farklı alanları için ayrı araç ve prosedür kullanma: testlerin geçerli ve güvenilir olduğundan emin olma,
  • Otantik değerlendirme (portfolyo, çalışma örneği vb.) ve performansa dayalı (problem çözme ve yaratıcılığı ortaya çıkaran değerlendirme görevleri) prosedür içerme,
  • Farklı kültürel ve sosyo-ekonomik gruplarda üstün yetenekliliğin farklı formlarının görülebileceğinin farkında olma,
  • Öğrencileri eğitsel ihtiyaca dayalı tanılama,
  • Tanılama ve öğretim arasındaki güçlü bağı varsayma,
  • Öğretmen, yönetici ve toplum arasında iş birliği çabalarını geliştirme,
  • Devam eden güncelleme çalışmalarını gerçekleştirme (Akt. 1, 4).

Tanılama süreci ve içeriğine ilişkin öneriler dikkate alındığında üstün yetenekli çocukların tanılanmasında çoklu kriter, erkenlik ve ikinci bir gereksinim durumunu kapsayıcı genişlikte olma ilkelerinin öne çıktığı görülmektedir.

Çoklu Kriter İlkesi

Zekâ testleri/ölçekleri; bireyin kalıtsal yetenekleriyle çevresel etkenlerin etkileşimi sonunda oluşan ve kişinin yapmaya çalıştığı her işin başarılmasında etkisini gösteren genel zihin gücünü ölçmek maksadıyla hazırlanmış testlerdir. Bu tür testlerde; sözel yeteneği, sayı ilişkilerini, problem çözme gücünü ve şekiller arası ilişkileri görme gücünü ölçen sorular yer almaktadır (5). Bireysel zekâ testleri yüksek yetenek seviyesini belirleyen araçlardır. Bununla birlikte sadece genel zihinsel yetenek incelemesi çocuğun sahip olduğu üstün yetenek çeşidini belirlemede yeterli olmamaktadır. Bunun yanı sıra araştırmacılar, genel zekâ testi ölçümünde test alma biçimi, içe dönüklük/dışa dönüklük gibi kişilik özelliklerinin önemli düzeyde açıklayıcı etkisini ifade etmektedirler.


Genel zekâ puanı üstün yetenekliler programlarına kabul için kullanılan baskın bir kriter olma özelliğini korumaktadır. Bu durum, güncel çok boyutlu üstün yetenek tanımlamaları ile çelişmektedir. Zekâ puanlarına duyulan güvenin hâlâ devam ediyor olmasının en önemli nedeni geçerlilik konusudur. Eğitimciler ucuz, güvenilir ve geçerli testler kullanmak istemekte, zekâ testleri de bu talebi karşılamaktadır. Diğer yandan zekâ testleri akademik başarının en etkili yordayıcıları arasındadır. Birçok üstün yetenek programı da genellikle yüksek seviyede başarılı öğrencilere yöneliktir. Bununla birlikte son zamanlarda güncel üstün yetenek kavramları ile uygulamalar arasında bağlantı kurma çalışmaları başlamıştır.

Zekâ testlerinin bazı üstün ve eksik yönleri özetlenecek olursa: Üstün Yönler:

  • Yüksek test skoru akademik (teorik) biliş düzeyini tahmin edebilmektedir.
  • Seçkin, üst sosyo-ekonomik seviyedeki aileden gelen çocuğun zihinsel yetenekliliğinin daha güvenilir bir göstergesi olabilmektedir. Dış görünüşten kaynaklanabilecek taraflı tutumları ortadan kaldırabilmektedir.
  • Kişisel değerlendirmelerin yapısında bulunabilecek ön yargı ve yanlış değerlendirmelere fırsat tanımamaktadır.
  • Testle değerlendirme amaçlı sonuç elde etmek daha kolay ve çabuktur.
  • Testler, standartlaştırılmış olduklarından geçerlidirler.
  • Test sonuçlarıyla testin uygulandığı bireyleri mukayese etme fırsatı elde edilir.
  • Eksik Yönler:
  • Testler akademik olmayan becerileri ortaya çıkaramazlar.
  • Bireyin sosyal yeteneği veya başarısıyla ilgili fikir sunmamaktadır. Örneğin, yaratıcı düşünce yeteneğini teşhis etmek mümkün olmayabilir.
  • Test olmaktan hoşlanmayan çocuklar için dezavantajlı olabilir. Tek oturumluk bir sınav sonunda değerlendirme yapmak ve sonuçlar çıkarmak güvenilir olmayabilir.
  • Test sonuçları, kişinin becerilerinin doğuştan, sabit ve durağan olduğunu ima eder.
  • Testler, zekânın çok boyutlu doğasını ve çeşitli düşünme becerilerini değerlendirmede yetersiz olabilir.
  • Genellikle ortalama sosyo-ekonomik kültür yapısına uygun oluşturulduklarından düşük kültür yapıları için adaletsiz olmaktadır.

Zekâ testlerinin; akademik becerileri ölçebilir olma özelliği, kişisel değerlendirme hatalarından uzak olma hususu ve değerlendirme amaçlı toplu karşılaştırma yapmaya imkân tanıması yönleriyle üstün yetenekliliği belirlemede ölçek olarak kullanılabilecekleri kanaatini uyandırmaktadır. Buna karşın, zekâ testlerinin yeteneği belirleyici tek ölçek olmaması; başka ölçeklerin de kullanılması önerilmektedir. Zekâ testinin belirlediği puanın, bireyin zekâ düzeyinin sabit, değişmez değeri olduğu yanılgısına düşülmemelidir.

Son yıllarda zekâ kavramının çok boyutlu olarak ele alınması ile birlikte üstün yetenek kavramının içerisinde yer alan alt boyut ve özelliklerde de farklılaşmalar gerçekleşmiştir. Güncel üstün zekâ ve yetenek teorileri karmaşık ve hiyerarşik yapılardan geliştiği için son yıllarda çok boyutlu ölçüm metotları ve sınıflandırma yaklaşımları, geleneksel tek boyutlu metotlardan daha fazla önerilmekte ve kullanılmaktadır.


Üstün yetenekliliği tanılamada tek bir doğru söz konusu değildir. Değerlendirmede kullanılan araçların hepsi ölçme hatalarına sahiptir. Zekâ testleri geçerli ve güvenilir olmakla birlikte farklı kültür yapılarındaki çocukları değerlendirmede sınırlılıkları söz konusudur. Çoklu kriter kullanımı ve farklı değerlendirmeler, her bir tekniğin doğasında var olan ölçme hatalarını kontrol etmeye yardımcı olabilir. Tanılama modelinin sadece zekâ değil; motivasyon, yaratıcılık, girişimcilik, dayanıklılık, cesaret gibi zihinsel olmayan kişilik özelliklerini de dikkate alması önemlidir. Çocukları değerlendirmede etkili olan sosyalleşme ve kültür gibi bağlamsal değişkenler de göz önünde bulundurulmalıdır.


Kabul edilen tanılama yaklaşımı ve tanımı doğrultusunda, tanılama amacından yola çıkarak formal ve informal değerlendirme yapılarını (zekâ testleri, yaratıcılık testleri, kontrol listeleri, motivasyon, kişilik, yaratıcılık özelliklerini değerlendiren dereceleme ölçekleri, portfolyo, öğretmen-ebeveyn-akran-kendi kendine aday gösterme gibi) içinde barındıran çoklu kriter kullanımı, üstün yetenekliliği belirleme ve desteklemede daha etkili olabilmektedir.


Yukarıda ele alınan aşamalı modellerin yanlış ve/veya eksik tanılama tekniklerini minimize edici özellikte oldukları ve bireylerin bireysel ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşıladıkları belirtilmektedir. Tanılama içeriğinin takip edilecek program ve prosedüre uygun olması beklenmektedir. Tek kriterden ziyade kriterlerin kombinasyonunun mümkün olan en iyi tanıyı vermesi olasıdır.

 

Erkenlik İlkesi

Özel eğitimde en önemli ilkelerden biri erkenlik ilkesidir. Çocuğun en üst düzeyde doyum ve gelişimini gerçekleştirmek için erken tanılamanın önemli olduğu düşünülmektedir.
Eğitim ve gelişim psikologları, okul öncesi çocukların aile ve okulda zengin, güdüleyici bir öğrenme ortamı sağlanarak en üst düzeyde doyurulmaları gerektiğini vurgulamaktadırlar. Öğrencilere optimal gelişim fırsatı sağlanmak istendiğinde, erken yaşlarda üstün yetenekli çocukları tanılama ve eğitme kritik bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Günümüzde eğitimciler, okul öncesi dönemde olağanüstü yüksek potansiyel ve yetenek gösteren öğrencileri tarama ve eğitmenin yararlarının farkına varmaya başlamışlardır. Erken tanılama ve uygun eğitim fırsatları, öğrencinin alanında başarılı olma olasılığını artırmakta ve desteklenmediklerinde davranışsal, duygusal, sosyal ve eğitimsel problemlerin ortaya çıkma riskini azaltmaktadır (9).

Değerlendirmenin çocuğun tüm yönleriyle yapılamaması, müdahalenin sağlanamaması riskini doğurabilir. Mevcut eğitim programı değiştirilmeden üstün yetenekli çocuğun eğitim ihtiyaçlarının karşılanması mümkün olmayabilir. Yetenekleri doğrultusunda zorlanmayan çocuk okuldan uzaklaşabilir; yıkıcı davranışlar geliştirebilir ya da kendinden düşük beklentiler geliştirebilir. Erken tanılama ile güdüleyici çevre, çocuğun potansiyelini gerçekleştirmesine destek olabilmektedir.

Öğrencinin sahip olduğu yeteneklerin erken belirlenmesi sadece öğrenci için değil öğrenci ile ilgili olan herkes için önemlidir. Erken tanılama; öğrenciyi potansiyelini kullanmaya teşvik ederek düzenli bir çalışma sistemi benimsemesine yardımcı olabilmekte; aile ve öğretmenlerin, öğrencinin ilgi ve yeteneklerini en üst düzeyde kullanması ve geliştirmesi yönünde destek sağlayıcı düzenlemeler yapmalarına fırsat sağlamaktadır.

 

Üstün yetenekli öğrencileri tanılamanın zor olmasının en önemli sebebi; üstün yeteneklilik tanımı konusunda bir uzlaşmanın olmamasıdır. Çalışma alanında, özellikle küçük yaştaki üstün yetenekli çocukları tanılamada kullanılabilecek araçlarda eksiklikler söz konusudur. Zekâ testleri, küçük yaştaki öğrencilerin potansiyelleri ve faaliyet performansları için kapsamlı bir bakış açısı sunamamaktadır. Bununla birlikte zekâ puanının küçük çocuklarda kullanımı (6 yaş sonrasında daha güvenilir olmaları nedeniyle) taban kriter olarak problem oluşturmaktadır (10). Var olan öğretmen dereceleme ölçeklerinin ise teknik eksiklikleri söz konusudur. Öğretmen dereceleme ölçeklerindeki en önemli sınırlılıklardan birisi, testi dolduracak öğretmenlerin üstün yeteneklilikle ilgili donanım eksiklikleridir.


Okul öncesi dönemde zihinsel gelişimin devam etmesi nedeniyle tanı koyma yoluna gidilmemektedir. Denver-II Gelişimsel Tarama Testi (DGTT), Ankara Gelişim Tarama Envanteri (AGTE), Gazi Erken Çocukluk Gelişimi Değerlendirme Aracı (GEÇDA) gibi erken çocukluk gelişim envanterleri sonuçlarına dayalı olarak çocuğun gelişim profili çıkarılmakta ve “yaşıtlarına göre ileride gelişim”-“yüksek potansiyel” göstermekte olduğu belirtilebilmektedir.

 

TBMM (2012). Üstün yetenekli çocukların keşfi, eğitimleriyle ilgili sorunların tespiti ve ülkemizin gelişimine katkı sağlayacak etkin istihdamlarının sağlanması amacıyla kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu(Rapor No. 427, Dönem: 24, Yasama Yılı: 3). Ankara: TBMM.

 



  FACEBOOK YORUMLARI