Üstün Zekâlılar Enstitüsü Tüm haberler

488 Üniversite Öğrencisini Karşılaştıran Araştırmada STEM Kimliğinin En Güçlü Yordayıcısı “Tanınma” Oldu

488 Üniversite Öğrencisini Karşılaştıran Araştırmada STEM Kimliğinin En Güçlü Yordayıcısı “Tanınma” Oldu

Gifted Child Quarterly dergisinde 9 Ekim 2026'da çevrim içi yayımlanan yeni bir araştırma, üniversitenin ilk yılındaki öğrencilerde STEM kimliğinin nasıl oluştuğunu ve bunun bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik alanlarında kariyer niyetiyle nasıl ilişkilendiğini inceledi. Purdue University araştırmacıları Tugce Karatas ve Nielsen Pereira'nın çalışması, K–12 yıllarında üstün yetenekli olarak resmen tanılanmış öğrencilerle böyle bir tanı almamış öğrencileri karşılaştırdı.

Kesitsel araştırmaya 488 üniversite birinci sınıf öğrencisi katıldı. Araştırmacılar; öğrencilerin kendi performans ve yeterlik algılarını, STEM'e ilgilerini, çevreleri tarafından bir “STEM insanı” olarak görülüp görülmediklerini, genel STEM kimliklerini ve bu alanlarda kariyer yapma niyetlerini çok gruplu yapısal eşitlik modeliyle analiz etti.

En güçlü bağlantı: Başkaları tarafından tanınmak

Çalışmanın öne çıkan bulgusu, öğretmenler, akranlar ve aile tarafından STEM alanında yetkin biri olarak görülmeyi anlatan “tanınma” boyutunun STEM kimliğinin en güçlü yordayıcısı olmasıydı. STEM kimliği de öğrencilerin gelecekte bir STEM kariyerini düşünmesiyle güçlü biçimde bağlantılıydı.

Bu sonuç, yalnızca “başarılı olduğunu bilmek” ile çevrenin bu yeterliği fark edip anlamlı biçimde geri yansıtması arasında önemli bir ayrım kuruyor. Araştırmada performans ve yeterlik algısı, STEM kimliğini doğrudan güçlendirmekten çok ilgi ve tanınma üzerinden dolaylı etki gösterdi. Başka bir deyişle, öğrenci bir problemi çözebildiğini düşünse bile bu deneyimin kalıcı bir alan kimliğine dönüşmesinde merakını sürdürecek fırsatlar ve başkalarının somut biçimde fark ettiği katkılar belirleyici olabiliyor.

Tanılanmış ve tanılanmamış grupların yolları benzerdi

Araştırmacılar, üstün yetenekli olarak resmen tanılanmış öğrencilerle tanılanmamış öğrenciler arasında modeldeki yapısal ilişkilerin istatistiksel olarak anlamlı biçimde farklılaşmadığını bildirdi. Her iki grupta da performans/yeterlik, ilgi, tanınma, STEM kimliği ve kariyer niyeti arasındaki temel örüntü benzerdi.

Bu bulgu, üstün zekâlılar ve yetenekliler için tanılamanın önemsiz olduğu anlamına gelmiyor. Tanılama; hızlandırma, zenginleştirme, mentorluk ve ileri düzey derslere erişimi etkileyebilir. Araştırmanın gösterdiği daha sınırlı nokta şu: Üniversiteye gelindiğinde STEM kimliği ile kariyer niyeti arasındaki psikolojik yollar, resmî tanı geçmişi olan ve olmayan öğrencilerde benzer biçimde işliyor.

“Tanılanmamış” sözcüğünü “üstün potansiyeli olmayan” şeklinde okumamak da gerekiyor. Çalışmadaki sınıflama, öğrencinin K–12 eğitiminde resmî olarak üstün yetenekli tanısı alıp almadığına dayanıyor; tanı almayan grubun bilişsel yeteneği hakkında kesin bir hüküm vermiyor. Bu ayrım, yetenek tanılama sistemlerinde erişim, yönlendirme ve fırsat eşitliği tartışmaları açısından önem taşıyor.

Okullar ve aileler ne yapabilir?

Bulguların uygulamadaki karşılığı, genel övgüden daha somut bir tanınma dili kurmak olabilir. “Sen STEM insanısın” demek yerine, öğrencinin kullandığı stratejiyi, ürettiği kanıtı veya ekip çalışmasına yaptığı katkıyı adlandırmak; başarının hangi davranıştan doğduğunu görünür kılar. Örneğin bir öğretmen, “Veriyi yeniden sınıflandırman hatanın kaynağını bulmamızı sağladı” diyerek hem yeterliği hem bilimsel düşünme sürecini tanıyabilir.

Tanınma yalnız sözlü geri bildirim değildir. Öğrencinin gerçek bir araştırma sorusuna katılması, laboratuvar veya tasarım ekiplerinde sorumluluk alması, mentora erişmesi ve ürettiği işi özgün bir dinleyiciye sunması da “Bu alana aitsin ve katkın değerli” mesajı verir. Üstün zekâlılar ve yetenekliler için bu fırsatlar, kolay görevlerde sürekli yüksek not almaktan daha güçlü bir alan kimliği oluşturabilir.

Aynı yaklaşım resmî olarak tanılanmamış öğrenciler için de erişilebilir olmalı. Çalışmanın yazarları, erken yetenek geliştirme fırsatlarının genişletilmesini ve bütün öğrenciler için kimliği destekleyen kapsayıcı STEM ortamlarının kurulmasını öneriyor. Bu, seçici programları kaldırmak değil; ileri öğrenme fırsatlarına giden ilk basamakları daha görünür, çeşitli ve geçirgen hâle getirmek anlamına geliyor.

Bulgular neyi kanıtlamıyor?

Araştırma kesitsel ve öz bildirime dayalı olduğu için neden-sonuç ilişkisi kurmuyor. Tanınmanın STEM kimliğini artırdığı sonucu makul olsa da güçlü bir STEM kimliğine sahip öğrencilerin daha çok tanınması da mümkün. Örneklem yalnız üniversitenin ilk yılındaki öğrencilerden oluştuğundan, bulguların daha küçük yaşlara veya farklı eğitim sistemlerine doğrudan genellenmesi de temkin gerektiriyor.

Buna rağmen çalışma, yetenek gelişiminin yalnız bireysel kapasiteyle açıklanamayacağını gösteren önemli bir işaret sunuyor. Potansiyel, ilgi ve yeterlik; çevrenin fark etmesi, gerçek katılım fırsatları ve aidiyet duygusuyla birleştiğinde kariyer yönelimine daha güçlü biçimde bağlanıyor.

Kaynaklar

Fotoğraf: Purdue University'de 13 Eylül 2022'de düzenlenen Industrial Roundtable öğrenci kariyer fuarı. Fotoğraf: Ron Przysucha / U.S. Department of State / Wikimedia Commons; ABD federal hükûmeti çalışması olarak kamu malıdır. Görsel 16:9 oranında kırpılmış ve WebP biçimine dönüştürülmüştür.